20 Şubat 2009 Cuma

Gardlar..

bir hikaye duymuştum,

daha doğrusu okudum geçenlerde internette

"Bir zamanlar, her seyden sürekli sikayet eden; her gün hayatının ne kadar berbat oldugundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmustu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına.

Genç kızın bu yakınmaları karşısında mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya baslayınca, bir cezveye bir patates, digerine, bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kizina tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir sey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karsilasacagi şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya basladi. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi.

Yirmi dakika sonra, adam, cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Birinci cezveden patatesi çikardi ve bir tabaga koydu. Ikincisinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabaga koydu. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı. Kızına dönerek sordu:

- Ne görüyorsun ?
- Patates, yumurta ve kahve ? diye alaylı bir cevap verdi kızı.
Daha yakından bak bir de dedi baba, patatese dokun.
Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.
-Aynı şekilde, yumurtayı da incele.
Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılastığını gördü.

Babası, en sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi. Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayiıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı;

- Bütün bunlar ne anlama geliyor baba ?

Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarini anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı tepkiler vermişlerdi.

Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüstü. Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş katılaşmıştı. Ancak, kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değistiği gibi suyu da degistirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı..

- Sen hangisisin ? diye sordu kızına.

Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin ?
Patates gibi yumuşayı ezilecek misin?
Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıtracaksın ?
Yoksa, kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin ? "


sanırım ben tam bir yumurtayım, ama kahve de olmak isterdim açıkcası... ama o kadar güçlü değilim..ne yazık ki..

evet gardlarım var..hem de pek az insan geçebilmiştir..
geçirmem göstermem kendimi, kalındır duvarlarım benim hem de çok
her yara aldığımda daha da kalınlaştırdım duvarları,
ne kadar yara, o kadar kalın duvar
gelmesinler görmesinler bilmesinler diye
korku sanırım nedeni...

ne zaman da birisini geçirdiğimde daha da inciniyorum,
içerdeki ben çok narin..
o nedenler daha da daha da kalınlaştırıyorum..

kimse uğraşmasın artık beni tanımaya, duvarlarımdan geçmeye yeter..
artık yeter..

kahve olamam ben, artık olamam,
çok geç...

o nedenle bırakın da, daha da katılaşmayayım..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder