Sen hiç bir gecede gündüze küstün mü
Kanadını kıranlara gözyaşı döktün mü
Güneşi hiç bu kadar sönük gördün mü
Söyle nerede yanlış yaptım?
İnanmazdım sözüne
Hiç gücüm yok zamanı çevirmeye
Görmesen de, duymasan da
Yaşardım yine bu aşkı sessizce
Görmesen de, duymasan da
Yaşardım yine bu aşkı seninle
27 Şubat 2009 Cuma
Aslı - Artık Sevgilim Değilsin
Geçen gece bir erkeği öptüm
sırf hayatından çıkmak için
Eskiden aşığım sandığım
eskileri bir bir aradım
Üzgün kadın portresi çizmek
hiç hoşuma gitmez, sıraladım...
Birkaç ay hayatı paylaştık,
dedim arada bir konuşalım, konuşalım
Artık sevgilim değilsin
Artık sevgilim değilsin
Dostluğumuz da burda bitmesin
Artık sevgilim değilsin
Hayatına bir kadın girerse
kaldırmam zor olurdu
Bunlara rağmen iyi gibi görünmek çok sıkıcı
Hayatını benden saklamana şahit olmak istemem
Bir anda kopar gidersin derken
çapkın olan sensin derdin, sensin...
Artık sevgilim değilsin
Artık sevgilim değilsin
Dostluğumuz da burda bitmesin
Artık sevgilim değilsin...
sırf hayatından çıkmak için
Eskiden aşığım sandığım
eskileri bir bir aradım
Üzgün kadın portresi çizmek
hiç hoşuma gitmez, sıraladım...
Birkaç ay hayatı paylaştık,
dedim arada bir konuşalım, konuşalım
Artık sevgilim değilsin
Artık sevgilim değilsin
Dostluğumuz da burda bitmesin
Artık sevgilim değilsin
Hayatına bir kadın girerse
kaldırmam zor olurdu
Bunlara rağmen iyi gibi görünmek çok sıkıcı
Hayatını benden saklamana şahit olmak istemem
Bir anda kopar gidersin derken
çapkın olan sensin derdin, sensin...
Artık sevgilim değilsin
Artık sevgilim değilsin
Dostluğumuz da burda bitmesin
Artık sevgilim değilsin...
24 Şubat 2009 Salı
Huzur..
huzur..
uzun zamandır bana uzak bir kelime..
uzun zamandır duymak istemediğim ve hissetmediğim..
ama şimdi tam karşımda
hissediyorum artık...
zamanı geri döndürebilseydim, keşkeleri yok edebilseydim,
yapamayacağımı biliyorum, sadece bir dilek..
o zaman belki daha mutlu olabilirdim,
karşılıklıksız sevgi..
ama yine de benimdi..
ellerimden kayıp gitti
nerdeyim ben şimdi..
vay kafiyeli de oldu :)
üzülmüyorum artık,
kapadım defteri
zaten benim değildi olamayacaktı ama değil mi..
belki de olurdu
haykırsaydım ona sesimi duyurabilseydim..
içimde sessiz fırtınalar olarak kalmasaydı
bilmem belki..
"I'm numb to you - numb and deaf and blind.
You give me all but the reason why.
I reach but I feel only air at night.
Not you, not love, just nothing...
I run to you
(run away from this hell)
Call out your name
(giving up, giving in)
I see you there farther away!
(still you are, farther away!)"
aman neyse iyiyim ben böyle
içim ılık..
sönüyor korlar,
bırakıyo yerini küllere..
şöyle bi alıntı da yapmadan geçemiyeceğim,
"our burning ashes blacken the day,
a world of nothingness
blow me away.."
iyi bir akşamdı aslında
bulanık şeylerin netleştiği..
bi ara sinirlerim zıpladı ama iyiyim,
antidepresan almış gibiyim
belirsiz, acı bi huzur...
bu da buna son olsun
yola devam edelim..
artık huzurla..
uzun zamandır bana uzak bir kelime..
uzun zamandır duymak istemediğim ve hissetmediğim..
ama şimdi tam karşımda
hissediyorum artık...
zamanı geri döndürebilseydim, keşkeleri yok edebilseydim,
yapamayacağımı biliyorum, sadece bir dilek..
o zaman belki daha mutlu olabilirdim,
karşılıklıksız sevgi..
ama yine de benimdi..
ellerimden kayıp gitti
nerdeyim ben şimdi..
vay kafiyeli de oldu :)
üzülmüyorum artık,
kapadım defteri
zaten benim değildi olamayacaktı ama değil mi..
belki de olurdu
haykırsaydım ona sesimi duyurabilseydim..
içimde sessiz fırtınalar olarak kalmasaydı
bilmem belki..
"I'm numb to you - numb and deaf and blind.
You give me all but the reason why.
I reach but I feel only air at night.
Not you, not love, just nothing...
I run to you
(run away from this hell)
Call out your name
(giving up, giving in)
I see you there farther away!
(still you are, farther away!)"
aman neyse iyiyim ben böyle
içim ılık..
sönüyor korlar,
bırakıyo yerini küllere..
şöyle bi alıntı da yapmadan geçemiyeceğim,
"our burning ashes blacken the day,
a world of nothingness
blow me away.."
iyi bir akşamdı aslında
bulanık şeylerin netleştiği..
bi ara sinirlerim zıpladı ama iyiyim,
antidepresan almış gibiyim
belirsiz, acı bi huzur...
bu da buna son olsun
yola devam edelim..
artık huzurla..
20 Şubat 2009 Cuma
Şebnem Ferah - Bir Kalp Kırıldığında...
bir oyun oynayalım mı
herkes açsın kalbini
oyun oynayalım mı
bir oyun oynayalım mı
herkes söylesin adını
oyun oynayalım mı
her kalp bir büyük dünya
ve bir kalp kırıldığında
hayata dair ne varsa
üzerinde o dünyanın
başlar yok olmaya
bir kalp kırıldığında
denizler kurur toprak küser
denge kalmaz o dünyada
her kalp kırıldığında
bir yerlerde yolculuk başlar
mavi renkten siyahlığa
her bir kalp kırıldığında
bir oyun oynayalım mı
çocuklar gibi beraber
oyun oynayalım mı
bir oyun oynayalım mı
kırmayalım birbirimizi
oyun oynayalım mı
her kalp ayrı bir dünya
ve bir parça kristal aynı zamanda
bir de bilemeyerek değil ama bilerek kırılmışsa
artık acı da duymaz başlar yok olmaya
bir kalp kırıldığında
denizler kurur toprak küser
denge kalmaz o dünyada
her kalp kırıldığında
yolculuk başlar mavi renkten siyahlığa karanlığa
her bir kalp kırıldığında…
bir kalp kırıldığında
denizler kurur toprak küser
denge kalmaz o dünyada
her kalp kırıldığında
yolculuk başlar mavi renkten siyahlığa karanlığa
bir kalp kırıldığında…
sadece dinleyin, düşünün de isterseniz...
herkes açsın kalbini
oyun oynayalım mı
bir oyun oynayalım mı
herkes söylesin adını
oyun oynayalım mı
her kalp bir büyük dünya
ve bir kalp kırıldığında
hayata dair ne varsa
üzerinde o dünyanın
başlar yok olmaya
bir kalp kırıldığında
denizler kurur toprak küser
denge kalmaz o dünyada
her kalp kırıldığında
bir yerlerde yolculuk başlar
mavi renkten siyahlığa
her bir kalp kırıldığında
bir oyun oynayalım mı
çocuklar gibi beraber
oyun oynayalım mı
bir oyun oynayalım mı
kırmayalım birbirimizi
oyun oynayalım mı
her kalp ayrı bir dünya
ve bir parça kristal aynı zamanda
bir de bilemeyerek değil ama bilerek kırılmışsa
artık acı da duymaz başlar yok olmaya
bir kalp kırıldığında
denizler kurur toprak küser
denge kalmaz o dünyada
her kalp kırıldığında
yolculuk başlar mavi renkten siyahlığa karanlığa
her bir kalp kırıldığında…
bir kalp kırıldığında
denizler kurur toprak küser
denge kalmaz o dünyada
her kalp kırıldığında
yolculuk başlar mavi renkten siyahlığa karanlığa
bir kalp kırıldığında…
sadece dinleyin, düşünün de isterseniz...
Gardlar..
bir hikaye duymuştum,
daha doğrusu okudum geçenlerde internette
"Bir zamanlar, her seyden sürekli sikayet eden; her gün hayatının ne kadar berbat oldugundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmustu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına.
Genç kızın bu yakınmaları karşısında mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya baslayınca, bir cezveye bir patates, digerine, bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kizina tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir sey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karsilasacagi şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya basladi. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi.
Yirmi dakika sonra, adam, cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Birinci cezveden patatesi çikardi ve bir tabaga koydu. Ikincisinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabaga koydu. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı. Kızına dönerek sordu:
- Ne görüyorsun ?
- Patates, yumurta ve kahve ? diye alaylı bir cevap verdi kızı.
Daha yakından bak bir de dedi baba, patatese dokun.
Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.
-Aynı şekilde, yumurtayı da incele.
Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılastığını gördü.
Babası, en sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi. Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayiıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı;
- Bütün bunlar ne anlama geliyor baba ?
Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarini anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı tepkiler vermişlerdi.
Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüstü. Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş katılaşmıştı. Ancak, kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değistiği gibi suyu da degistirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı..
- Sen hangisisin ? diye sordu kızına.
Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin ?
Patates gibi yumuşayı ezilecek misin?
Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıtracaksın ?
Yoksa, kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin ? "
sanırım ben tam bir yumurtayım, ama kahve de olmak isterdim açıkcası... ama o kadar güçlü değilim..ne yazık ki..
evet gardlarım var..hem de pek az insan geçebilmiştir..
geçirmem göstermem kendimi, kalındır duvarlarım benim hem de çok
her yara aldığımda daha da kalınlaştırdım duvarları,
ne kadar yara, o kadar kalın duvar
gelmesinler görmesinler bilmesinler diye
korku sanırım nedeni...
ne zaman da birisini geçirdiğimde daha da inciniyorum,
içerdeki ben çok narin..
o nedenler daha da daha da kalınlaştırıyorum..
kimse uğraşmasın artık beni tanımaya, duvarlarımdan geçmeye yeter..
artık yeter..
kahve olamam ben, artık olamam,
çok geç...
o nedenle bırakın da, daha da katılaşmayayım..
daha doğrusu okudum geçenlerde internette
"Bir zamanlar, her seyden sürekli sikayet eden; her gün hayatının ne kadar berbat oldugundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmustu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına.
Genç kızın bu yakınmaları karşısında mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya baslayınca, bir cezveye bir patates, digerine, bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kizina tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir sey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karsilasacagi şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya basladi. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi.
Yirmi dakika sonra, adam, cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Birinci cezveden patatesi çikardi ve bir tabaga koydu. Ikincisinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabaga koydu. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı. Kızına dönerek sordu:
- Ne görüyorsun ?
- Patates, yumurta ve kahve ? diye alaylı bir cevap verdi kızı.
Daha yakından bak bir de dedi baba, patatese dokun.
Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.
-Aynı şekilde, yumurtayı da incele.
Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılastığını gördü.
Babası, en sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi. Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayiıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı;
- Bütün bunlar ne anlama geliyor baba ?
Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarini anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı tepkiler vermişlerdi.
Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüstü. Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş katılaşmıştı. Ancak, kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değistiği gibi suyu da degistirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı..
- Sen hangisisin ? diye sordu kızına.
Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin ?
Patates gibi yumuşayı ezilecek misin?
Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıtracaksın ?
Yoksa, kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin ? "
sanırım ben tam bir yumurtayım, ama kahve de olmak isterdim açıkcası... ama o kadar güçlü değilim..ne yazık ki..
evet gardlarım var..hem de pek az insan geçebilmiştir..
geçirmem göstermem kendimi, kalındır duvarlarım benim hem de çok
her yara aldığımda daha da kalınlaştırdım duvarları,
ne kadar yara, o kadar kalın duvar
gelmesinler görmesinler bilmesinler diye
korku sanırım nedeni...
ne zaman da birisini geçirdiğimde daha da inciniyorum,
içerdeki ben çok narin..
o nedenler daha da daha da kalınlaştırıyorum..
kimse uğraşmasın artık beni tanımaya, duvarlarımdan geçmeye yeter..
artık yeter..
kahve olamam ben, artık olamam,
çok geç...
o nedenle bırakın da, daha da katılaşmayayım..
15 Şubat 2009 Pazar
İyileşme..
evet sanırım iyileşiyorum,
biraz yavaş oluyor kapanması ruhumdaki yırtıkların
zaten hepsi kapanmaz biliyorum
saçımı kesmek iyi geldi sanırım...
ama hala bir suçluluk duygusu geziniyor damarlarımda..
zombi hallerimi bırakmak istiyorum
geceleri uyumak istiyorum
yorgun düşerek sabaha karşı bir yere sızmak değil
diğer insanların yaptığı gibi, belli bir saatten sonra yatağa girip
huzurla rüyalara bırakmak kendimi...
rüya görmüyorum artık
bu beni üzüyor cidden,
rüyalarımda yaşarım ben bu zamanlarda
hayallerimin dünyası...
gerçek dünyadan kaçış yolu..
kesilen saçlarımla rüyalarım da gitti
uyumak istiyorum, rüya görmek..
daha iyiyim ama
üzülme ruhum sen de düzeliyorsun bak
yaraların kanamıyor, kabuk bile bağlamış bazıları
alıştın artık bu yaralara, düzelebilirsin..
geçer hepsi merak etme...
deşmeyi bıraktım artık yaralarını
zehrini akıtmayı, bıraktım öyle
kendi kendine düzelsin diye..
dün Ölümcül Deney - İnsanlığın Sonu filmini izledim televizyonda
izlerken kendime geldim biraz...
seviyorum bu filmi de Milla yı da
neyse iyileşiyorum yani..
gücümü topluyorum artık...
biraz yavaş oluyor kapanması ruhumdaki yırtıkların
zaten hepsi kapanmaz biliyorum
saçımı kesmek iyi geldi sanırım...
ama hala bir suçluluk duygusu geziniyor damarlarımda..
zombi hallerimi bırakmak istiyorum
geceleri uyumak istiyorum
yorgun düşerek sabaha karşı bir yere sızmak değil
diğer insanların yaptığı gibi, belli bir saatten sonra yatağa girip
huzurla rüyalara bırakmak kendimi...
rüya görmüyorum artık
bu beni üzüyor cidden,
rüyalarımda yaşarım ben bu zamanlarda
hayallerimin dünyası...
gerçek dünyadan kaçış yolu..
kesilen saçlarımla rüyalarım da gitti
uyumak istiyorum, rüya görmek..
daha iyiyim ama
üzülme ruhum sen de düzeliyorsun bak
yaraların kanamıyor, kabuk bile bağlamış bazıları
alıştın artık bu yaralara, düzelebilirsin..
geçer hepsi merak etme...
deşmeyi bıraktım artık yaralarını
zehrini akıtmayı, bıraktım öyle
kendi kendine düzelsin diye..
dün Ölümcül Deney - İnsanlığın Sonu filmini izledim televizyonda
izlerken kendime geldim biraz...
seviyorum bu filmi de Milla yı da
neyse iyileşiyorum yani..
gücümü topluyorum artık...
14 Şubat 2009 Cumartesi
noldu?
Mazoşist miyim?
bilmem galiba öyleyim
çok derin olmasa da depresyondayım
evet benş, hep girer çıkarım
bundan birkaç ay önce önceki depresyonumun etkisini atmış
ve tekrar yeni bi hüzün kaplamışken etrafımı,
bi ışık gördüm
beni bu hüzünden kurtaramazdı ama depresyona girmemi engellerdi en azından .
umut içeren bir şeydi, çok azdı aslında
umudum yoktu ama adı öyleydi.
bir iki ay sonra da bu umut biraz büyüdü, hala adı öyleydi
sadece hüzünden kurtarmıştı beni
yakın zamana kadar da bu umut baya baya büyüdü ben de umutlanmaya başlamıştım gerçekten.
ama yinede süphedeydim
"Tanrım bu kadar güzel bir şey yaşatmak üzere olamazsın değil mi" dedim,
onca acıdan sonra belki karşılığı budur dedim,
ama hala şüphedeydim, korkuyordum tanrı beni bu kadar seviyor mu?
bu hediyeyi bana lütfeder mi? diye,
ama sanki öyleydi
sanki...
bu ışık büyüdükçe güzelleşiyordu, istiyordum
belki bu sefer olur
belki bu sefer mutlu olurum dedim
belki bu sefer..
kör oldum ışık büyüledi beni
büyü...
sonra engeller çıktı karşıma ışığı gölgeleyen
"Tanrım beni seviyorsun değil mi" dedim
"Lütfen büyüyü bozma" dedim
ama engeller hala karşımdaydı
ben ise o kadar güçsüzdüm ki
engelleri yoketmek yerine görmemezlikten geldim.
ona karşı koyabilecek güçte değildim ne yazık ki.
ışık çok parıldıyordu ışıl ışıldı
ve yakın zamanda da bir de baktım parıltılar sönmüş
sonsuz karanlıktayım...
ah harfler kelimeler ne kadar canımı yakıyorsunuz bir bileniz
bu da sizden aldığım intikamım aslında
ve o karanlıkta yağmur yağmaya başladı fırtına çıktı şimşekler çaktı
gözyaşlarımla birlikte o yağmurda ıslandım, sırılsıklam oldum
güçsüzleştim
güçlü gibi davrandım
hiç etkilenmemiş gibiama
artık o kadar iyi değilim rol yapma konusunda
yağmur dindi
hala etraf karanlık
ses yok
hiç bir ses...
ah yoruldum artık
hırpalanmaktan
gardlarım hasar gördü
kimse içimi görsün istemiyorum,
artık..
zehirlendim, akıtmak için kesik attım
aktı kanım
damla damla..
huzur veriyordu insana akan her damla
ama artık o da kabuk bağladı
sadece onlarca izden biri artık
hatıra oldu
sonunda isyan ettim
benim değilse olmasın büyüsü ışıltısı dedim
haykırdım karanlıkta,
zarar verdim ışığıma
ışığımdı o benim
benim ışığım..
ama her verdiğim zarar bin katıyla geri döndü
herşey daha kötü
şimdi daha kötü..
işte bu yüzden diyorum mazoşistim galiba diye
tek yaptığım şey acılarımı arttırmak
bazen bulaştırıyorum da
acımı, zehrimi
"suçlu " oluyorum o zaman
evet öyleyim
suçlu!
tek istediğim ışığımdı
küçük ama güzel ışık:D
ışığımın rengi turkuaz :)
ama ben kararttım onu
suçlu!
evet suçlu! mazoşist aynı zamanda
kalbim paramparça
her darbede biraz daha kırılıyor,
tuz buz..
birleşemez artık, umudum kalmadı
artık...
keşke Tanrım bu kadar sevmeseydin beni
böyle bir şeyin varlığını göstermeseydin
bilmeseydim ya da bilseydim ama benim ışığım olmadan bilseydim sadece
o zaman daha iyi olurdum
keşkeler sandığıma bir keşke daha ekleyip kilitliyorum
ne kadar olduğunu görmeyin diye
utanırım..
utanıyorum evet hem de çok..
zaman..
uzaklaşma ışığım
daha da güçsüzleşirim sonra
hep görebileceğim uzaklıkta kal
yaklaşma ama göreyim seni
daha iyiyim ben öyle
son bir iyilik benim için..
lütfen..
yırtacağım bu karanlığı söz..
bilmem galiba öyleyim
çok derin olmasa da depresyondayım
evet benş, hep girer çıkarım
bundan birkaç ay önce önceki depresyonumun etkisini atmış
ve tekrar yeni bi hüzün kaplamışken etrafımı,
bi ışık gördüm
beni bu hüzünden kurtaramazdı ama depresyona girmemi engellerdi en azından .
umut içeren bir şeydi, çok azdı aslında
umudum yoktu ama adı öyleydi.
bir iki ay sonra da bu umut biraz büyüdü, hala adı öyleydi
sadece hüzünden kurtarmıştı beni
yakın zamana kadar da bu umut baya baya büyüdü ben de umutlanmaya başlamıştım gerçekten.
ama yinede süphedeydim
"Tanrım bu kadar güzel bir şey yaşatmak üzere olamazsın değil mi" dedim,
onca acıdan sonra belki karşılığı budur dedim,
ama hala şüphedeydim, korkuyordum tanrı beni bu kadar seviyor mu?
bu hediyeyi bana lütfeder mi? diye,
ama sanki öyleydi
sanki...
bu ışık büyüdükçe güzelleşiyordu, istiyordum
belki bu sefer olur
belki bu sefer mutlu olurum dedim
belki bu sefer..
kör oldum ışık büyüledi beni
büyü...
sonra engeller çıktı karşıma ışığı gölgeleyen
"Tanrım beni seviyorsun değil mi" dedim
"Lütfen büyüyü bozma" dedim
ama engeller hala karşımdaydı
ben ise o kadar güçsüzdüm ki
engelleri yoketmek yerine görmemezlikten geldim.
ona karşı koyabilecek güçte değildim ne yazık ki.
ışık çok parıldıyordu ışıl ışıldı
ve yakın zamanda da bir de baktım parıltılar sönmüş
sonsuz karanlıktayım...
ah harfler kelimeler ne kadar canımı yakıyorsunuz bir bileniz
bu da sizden aldığım intikamım aslında
ve o karanlıkta yağmur yağmaya başladı fırtına çıktı şimşekler çaktı
gözyaşlarımla birlikte o yağmurda ıslandım, sırılsıklam oldum
güçsüzleştim
güçlü gibi davrandım
hiç etkilenmemiş gibiama
artık o kadar iyi değilim rol yapma konusunda
yağmur dindi
hala etraf karanlık
ses yok
hiç bir ses...
ah yoruldum artık
hırpalanmaktan
gardlarım hasar gördü
kimse içimi görsün istemiyorum,
artık..
zehirlendim, akıtmak için kesik attım
aktı kanım
damla damla..
huzur veriyordu insana akan her damla
ama artık o da kabuk bağladı
sadece onlarca izden biri artık
hatıra oldu
sonunda isyan ettim
benim değilse olmasın büyüsü ışıltısı dedim
haykırdım karanlıkta,
zarar verdim ışığıma
ışığımdı o benim
benim ışığım..
ama her verdiğim zarar bin katıyla geri döndü
herşey daha kötü
şimdi daha kötü..
işte bu yüzden diyorum mazoşistim galiba diye
tek yaptığım şey acılarımı arttırmak
bazen bulaştırıyorum da
acımı, zehrimi
"suçlu " oluyorum o zaman
evet öyleyim
suçlu!
tek istediğim ışığımdı
küçük ama güzel ışık:D
ışığımın rengi turkuaz :)
ama ben kararttım onu
suçlu!
evet suçlu! mazoşist aynı zamanda
kalbim paramparça
her darbede biraz daha kırılıyor,
tuz buz..
birleşemez artık, umudum kalmadı
artık...
keşke Tanrım bu kadar sevmeseydin beni
böyle bir şeyin varlığını göstermeseydin
bilmeseydim ya da bilseydim ama benim ışığım olmadan bilseydim sadece
o zaman daha iyi olurdum
keşkeler sandığıma bir keşke daha ekleyip kilitliyorum
ne kadar olduğunu görmeyin diye
utanırım..
utanıyorum evet hem de çok..
zaman..
uzaklaşma ışığım
daha da güçsüzleşirim sonra
hep görebileceğim uzaklıkta kal
yaklaşma ama göreyim seni
daha iyiyim ben öyle
son bir iyilik benim için..
lütfen..
yırtacağım bu karanlığı söz..
Saçlarım...
Gecenin bir yarısı..
internetteyim, facebookdayım daha çok
oraya yazıyorum: "...is cutting her hair and thinking that all of her pain and loneliness will be gone with it.."
son bir sigara yakıyorum sanırım ikinci paket bu diye düşünüyorum,
ağır ağır içiyorum sigarayı
sonra bitiyor ve söndürüyorum
aslında söndüremiyorum,
o kadar dolu ki kültablası söndürecek yer bulamıyorum,
başka bi izmaritin üstüna basıyorum,
kötü bir koku yayıyor odada aldırmıyorum..
winampta bir şarkı listesi hazırlıyorum
ilk şarkı Almora güneşin ozanları..
kalkıyorum bilgisayarın başından
banyoya gidiyorum, aynada bakıyorum saçlarıma
biryerlerden tarağımı buluyorum, usulca tarıyorum saçlarımı
bakmıyorum saçlarıma aynada
daha sonra hızlıca tarıyorum
sonra odaya gidip bir makas buluyorum, banyoya geri dönüyorum.
Başlıyorum kesmeye..
önden başlıyorum
ilk bir kesiyorum elimde tuttuğum saç az geliyor bir daha kesiyorum aynı yeri.
hah bu sefer iyi.
atıyorum saçı klozete,
sonra devam ediyorum kesmeye
Almora tılsım çalıyor onu farkediyorum
kesiyorum, kesiyorum,
ilkönce bir rahatlıyorum keserkenki sesi duydukça,
yavaş yavaş ayrılıyorlar parçalanıyorlar,
ama her elime baktığımda kesilen saçları gördükçe içim acıyor,
renk geçişine bakarsak bu kısmı uzatmak için 1.5 sene geçmiş.
saçım yavaş uzar ama nedense onu uzatmak için büyük bir savaş veririm.
uzun saçı çok severim.
bir an daha fazla kesmek istiyorum, sesini duydukça
ama yine kesilen saçımı görüyorum üzülüp vazgeçiyorum.
keşke daha az kesseydim diyorum ama artık çok geç biliyorum
devam ediyorum kesmeye arkalar kaldı sadece,
kurtarmaya çalışıyorum belki arkayı biraz uzun bırakabilirim diye,
az kesiyorum bu sefer, yavaşça bırakıyorum klozete
bakıyorum hayır daha fazla kesilmesi gerek eşit değil
sinirleniyorum sonra koca bir tutam alıp delirmiş gibi kesiyorum,
makas zorlanıyor, kağıt makası sonuçta ama değil mi?
bu arada Amy lee nin the last son i'm wasting on you çalıyor.
"honey you know,
you know i never hurt you that way
just get through this day" diyor ben de söylüyorum..
kesiyorum hala..
amy" senseless hate.. hate.." diyor ve ben de söylüyorum,
susuyorum
"so run, run... run...
and hate me if it feels good
i can't hear your screams anymore
you lied to me
but i'm older know"
söylüyorum ben de
sonra devam ediyorum,
saçımı ikiye ayırıp eşitmi diye bakıyorum, daha eşit gibi
uzun zamandır bu kadar kısaltmamıştım
ama saçım yine de uzun ama artık belimde değil
kürek kemiklerimin hemen altında bitiyor
son uzun saç tellerini kesiyorum.
gidip su ısıtıyorum
hayır daha fazla düzeltmek için uğraşmayacağım,
bu sefer düzeltmeyeceğim kalsın öyle..
su ısınıyor, saçımı yıkıyorum,
yıkarken çok azalmış gibi geliyor yine üzülüyorum
ama yapabileceğim bir şey yok,
en azından kırıklarını aldım artık daha sağlıklılar
beklediğimden daha az düzeltti ruhumu nedense
işe yaramıyor mu artık saçlarımı kesmek ?
peki ne yapıcam o zaman?
ya düzelemezsem ya bu da işe yaramazsa?
kurutuyorum şimdi.
gecenin bir yarısı kurutma makinesinin çirkin sesi müziğin yarattığı atmosferi parçalıyor.
hadi iyi gelsin düzeleyim diye bekliyorum.
sanırım bu yaptığım hatayı bu bile düzeltemiyor.
özür diledim ama işe yaramadı biliyorum,
ileri gittim biliyorum, zehirimi akıtırken ona da bulaştırdım
kimsenin işi seni ilgilendirmez değil mi?
neden yaptım bilmiyorum, kıskandım belki
acıtmak istedim bu yüzden
ama söz verdim kendime bir daha böyle birşey yapmayacağım
neden rahatsız etsin ki bir insan hiç işte!
yine hayalet olacağım Geist olacağım,
ki kimse beni farketmeden onlar arasında dolaşabileyim
Turn back to shadows!
öff öyle üzgünüm ki
sus artık sus ama değil mi?
ama çok üzgünüm hala
SUS!
Peki..ama hala geçirmedi, geçmiyor..
Çalan son parça da Anathema One Last Goodbye...
internetteyim, facebookdayım daha çok
oraya yazıyorum: "...is cutting her hair and thinking that all of her pain and loneliness will be gone with it.."
son bir sigara yakıyorum sanırım ikinci paket bu diye düşünüyorum,
ağır ağır içiyorum sigarayı
sonra bitiyor ve söndürüyorum
aslında söndüremiyorum,
o kadar dolu ki kültablası söndürecek yer bulamıyorum,
başka bi izmaritin üstüna basıyorum,
kötü bir koku yayıyor odada aldırmıyorum..
winampta bir şarkı listesi hazırlıyorum
ilk şarkı Almora güneşin ozanları..
kalkıyorum bilgisayarın başından
banyoya gidiyorum, aynada bakıyorum saçlarıma
biryerlerden tarağımı buluyorum, usulca tarıyorum saçlarımı
bakmıyorum saçlarıma aynada
daha sonra hızlıca tarıyorum
sonra odaya gidip bir makas buluyorum, banyoya geri dönüyorum.
Başlıyorum kesmeye..
önden başlıyorum
ilk bir kesiyorum elimde tuttuğum saç az geliyor bir daha kesiyorum aynı yeri.
hah bu sefer iyi.
atıyorum saçı klozete,
sonra devam ediyorum kesmeye
Almora tılsım çalıyor onu farkediyorum
kesiyorum, kesiyorum,
ilkönce bir rahatlıyorum keserkenki sesi duydukça,
yavaş yavaş ayrılıyorlar parçalanıyorlar,
ama her elime baktığımda kesilen saçları gördükçe içim acıyor,
renk geçişine bakarsak bu kısmı uzatmak için 1.5 sene geçmiş.
saçım yavaş uzar ama nedense onu uzatmak için büyük bir savaş veririm.
uzun saçı çok severim.
bir an daha fazla kesmek istiyorum, sesini duydukça
ama yine kesilen saçımı görüyorum üzülüp vazgeçiyorum.
keşke daha az kesseydim diyorum ama artık çok geç biliyorum
devam ediyorum kesmeye arkalar kaldı sadece,
kurtarmaya çalışıyorum belki arkayı biraz uzun bırakabilirim diye,
az kesiyorum bu sefer, yavaşça bırakıyorum klozete
bakıyorum hayır daha fazla kesilmesi gerek eşit değil
sinirleniyorum sonra koca bir tutam alıp delirmiş gibi kesiyorum,
makas zorlanıyor, kağıt makası sonuçta ama değil mi?
bu arada Amy lee nin the last son i'm wasting on you çalıyor.
"honey you know,
you know i never hurt you that way
just get through this day" diyor ben de söylüyorum..
kesiyorum hala..
amy" senseless hate.. hate.." diyor ve ben de söylüyorum,
susuyorum
"so run, run... run...
and hate me if it feels good
i can't hear your screams anymore
you lied to me
but i'm older know"
söylüyorum ben de
sonra devam ediyorum,
saçımı ikiye ayırıp eşitmi diye bakıyorum, daha eşit gibi
uzun zamandır bu kadar kısaltmamıştım
ama saçım yine de uzun ama artık belimde değil
kürek kemiklerimin hemen altında bitiyor
son uzun saç tellerini kesiyorum.
gidip su ısıtıyorum
hayır daha fazla düzeltmek için uğraşmayacağım,
bu sefer düzeltmeyeceğim kalsın öyle..
su ısınıyor, saçımı yıkıyorum,
yıkarken çok azalmış gibi geliyor yine üzülüyorum
ama yapabileceğim bir şey yok,
en azından kırıklarını aldım artık daha sağlıklılar
beklediğimden daha az düzeltti ruhumu nedense
işe yaramıyor mu artık saçlarımı kesmek ?
peki ne yapıcam o zaman?
ya düzelemezsem ya bu da işe yaramazsa?
kurutuyorum şimdi.
gecenin bir yarısı kurutma makinesinin çirkin sesi müziğin yarattığı atmosferi parçalıyor.
hadi iyi gelsin düzeleyim diye bekliyorum.
sanırım bu yaptığım hatayı bu bile düzeltemiyor.
özür diledim ama işe yaramadı biliyorum,
ileri gittim biliyorum, zehirimi akıtırken ona da bulaştırdım
kimsenin işi seni ilgilendirmez değil mi?
neden yaptım bilmiyorum, kıskandım belki
acıtmak istedim bu yüzden
ama söz verdim kendime bir daha böyle birşey yapmayacağım
neden rahatsız etsin ki bir insan hiç işte!
yine hayalet olacağım Geist olacağım,
ki kimse beni farketmeden onlar arasında dolaşabileyim
Turn back to shadows!
öff öyle üzgünüm ki
sus artık sus ama değil mi?
ama çok üzgünüm hala
SUS!
Peki..ama hala geçirmedi, geçmiyor..
Çalan son parça da Anathema One Last Goodbye...
Gün batımı..
Şu anda masamın hemen önündeki küçük penceremden dışarı bakıp güneşin batışını izliyorum.
masamı oraya koymamın nedenlerinden biridir bu olay.
Güneşin batışı iyidir doğuşu kadar olmasa da,
Hem burada güneş güzel batıyor, dağların arkasında kayboluyor.hemen önündeki denizi de bir sürü renge boyuyor.
Denizi severim, deniz olmadan büyüyen bir insanım ama 14 yaşında denizime kavuştum.
sevgili winampım da şu anda Anathema'nın Parisienne Moonlight adlı parçasını çalmakta.. bu şarkı hakkındaki düşüncelerimi daha sonra anlatacağım
Şu anda bulutlar turunculaştı, güneşten uzak olanlarda koyu gri mavi renginde.Seviyorum bu zıtlığı.Güneş gözükmüyor artık, sadece kalan son ışıklarını görebiliyorum.Bu sefer o kadar güzel bi şölen olmayacak sanırım bulutlar izin vermiyor güneşe..
evet şu anda da Almora'nın Princess of rain adlı parçası çalıyor.Tam bu sırada yağmur yağmaya başlarsa güzel bir atmosfer olur fakat olamayacak sanırım.
bulutlar dağın arkasını da kapladı göremiyorum güneşin son ışıklarını, sadece hafif bir kızıllık var bulutların etrafında..
hayır hava kararana kadar beklemeyeceğim... bu kadarı yeter bana..
Bitiremedim bu yazıyı, nasıl bitireyim diye düşünüyorum ama bulamadım, direk bitirsem daha iyi...
Son..
masamı oraya koymamın nedenlerinden biridir bu olay.
Güneşin batışı iyidir doğuşu kadar olmasa da,
Hem burada güneş güzel batıyor, dağların arkasında kayboluyor.hemen önündeki denizi de bir sürü renge boyuyor.
Denizi severim, deniz olmadan büyüyen bir insanım ama 14 yaşında denizime kavuştum.
sevgili winampım da şu anda Anathema'nın Parisienne Moonlight adlı parçasını çalmakta.. bu şarkı hakkındaki düşüncelerimi daha sonra anlatacağım
Şu anda bulutlar turunculaştı, güneşten uzak olanlarda koyu gri mavi renginde.Seviyorum bu zıtlığı.Güneş gözükmüyor artık, sadece kalan son ışıklarını görebiliyorum.Bu sefer o kadar güzel bi şölen olmayacak sanırım bulutlar izin vermiyor güneşe..
evet şu anda da Almora'nın Princess of rain adlı parçası çalıyor.Tam bu sırada yağmur yağmaya başlarsa güzel bir atmosfer olur fakat olamayacak sanırım.
bulutlar dağın arkasını da kapladı göremiyorum güneşin son ışıklarını, sadece hafif bir kızıllık var bulutların etrafında..
hayır hava kararana kadar beklemeyeceğim... bu kadarı yeter bana..
Bitiremedim bu yazıyı, nasıl bitireyim diye düşünüyorum ama bulamadım, direk bitirsem daha iyi...
Son..
Sevgililer Günü..
Ah, günün anlam ve önemini unutmuşum..
aslında bu bir ironi, yani sevgililer gününde blog başlatmak..
Benim için bi anlamı ve önemi yok bugünün hiç de olmadı..
hani olabilecek ortamı olsaydı yien de olur muydu biemiyorum açıkcası,
Gece ilk dakikalarda google ı açtım o bile hata verdi logosunda bu kadar olur..
bence bugünün bir laneti var sadece bu senenin bugününde, en azından benim çevremdeki insanlar için veya benim için..
nedenini de söyleyeyim, etkisinin tam tersine ayrılık yaratıyor şu anda bugün,
çevremdeki çoğu insan ya sevdiceğiyle kavga etmiş ya da ayrılmış durumda ya da uzun zamandır ilk defa bugünde tek başına..
ben mi? ben hep bugünlerde yanlızım,
kaderin bir oyunu mu desem bilinçaltımdan kaynaklanan birşey mi bilemiyorum.
Tam tersi bir durum olursa bunun bendeki etkisi büyük olacak, alışmadığım bir olay çünkü. İyi bir etki mi olur kötü mü bilemeyeceğim tabi..
Eskiden saplar gününü kutlardık, sevgililer gününden hemen önceydi sanırım, bazılarımız eşleşirdi o gün sevgiliymiş gibi yanyana gezerdi. Ben öyle birşey yapmadım "sap" olarak gezdim saplar gününde...
Sevgiler günü hediyesine gelince ilk aldığım hediye bi arkadaşımızın -benim hemşom olur- bize yani 4 kıza kırmızı tokalar almasıydı :D onun sevgilisi çok uzaklardaydı kutlayabilecek durumda değildi. Ama çok sevinmiştik sanırım çoğumuzun aldığı ilk sevgililer günü hediyesiydi. Benimkisi kelebek bir tokaydı.kırmızı :) pakedini de kendisini de saklarım. O zamandan beridir de kelebekleri severim..
Anlatacak pek bir şeyim yok bugün hakkında. O nedenle kutlayabilecek veya kutlamak isteyen herkesin sevgililer günü kutlu olsun diyerek bitiriyorum...
Bugüne bir şarkı adamak isterdim ama bulamadım açıkcası. En iyisi siz kendi bildiğiniz bir şarkıyı benim adıma adayın..
aslında bu bir ironi, yani sevgililer gününde blog başlatmak..
Benim için bi anlamı ve önemi yok bugünün hiç de olmadı..
hani olabilecek ortamı olsaydı yien de olur muydu biemiyorum açıkcası,
Gece ilk dakikalarda google ı açtım o bile hata verdi logosunda bu kadar olur..
bence bugünün bir laneti var sadece bu senenin bugününde, en azından benim çevremdeki insanlar için veya benim için..
nedenini de söyleyeyim, etkisinin tam tersine ayrılık yaratıyor şu anda bugün,
çevremdeki çoğu insan ya sevdiceğiyle kavga etmiş ya da ayrılmış durumda ya da uzun zamandır ilk defa bugünde tek başına..
ben mi? ben hep bugünlerde yanlızım,
kaderin bir oyunu mu desem bilinçaltımdan kaynaklanan birşey mi bilemiyorum.
Tam tersi bir durum olursa bunun bendeki etkisi büyük olacak, alışmadığım bir olay çünkü. İyi bir etki mi olur kötü mü bilemeyeceğim tabi..
Eskiden saplar gününü kutlardık, sevgililer gününden hemen önceydi sanırım, bazılarımız eşleşirdi o gün sevgiliymiş gibi yanyana gezerdi. Ben öyle birşey yapmadım "sap" olarak gezdim saplar gününde...
Sevgiler günü hediyesine gelince ilk aldığım hediye bi arkadaşımızın -benim hemşom olur- bize yani 4 kıza kırmızı tokalar almasıydı :D onun sevgilisi çok uzaklardaydı kutlayabilecek durumda değildi. Ama çok sevinmiştik sanırım çoğumuzun aldığı ilk sevgililer günü hediyesiydi. Benimkisi kelebek bir tokaydı.kırmızı :) pakedini de kendisini de saklarım. O zamandan beridir de kelebekleri severim..
Anlatacak pek bir şeyim yok bugün hakkında. O nedenle kutlayabilecek veya kutlamak isteyen herkesin sevgililer günü kutlu olsun diyerek bitiriyorum...
Bugüne bir şarkı adamak isterdim ama bulamadım açıkcası. En iyisi siz kendi bildiğiniz bir şarkıyı benim adıma adayın..
başlangıç
Bu bir başlangıç
belki yeni
belki de eskilerden bir tane..
Kimim ben peki? belki tanıyanlar vardır ama tanımayanlar için sadece düşünce ve duygularını paylaşmak isteyen bir insanım o kadar..bazen acılarımı bazen de sevinçlerimi..
Beni böyle kabul edin.
Bunları okuyun ya da okumayın yazacağım ben yine.. yine ve yine..
Ben aslında kendimi kalemle anlatırım, hayır düşündüğünüz gibi harflerle değil, çizgilerle...
Bu sefer de kalem kullanacağım
nasılsa tanırım kalemleri, gücünü, kuvvetini.
Ama bu sefer harflerle anlatacağım kendimi, belki bu daha iyi olur..
Eskiden düşünmüştüm bu blog olayını gerçekleştirmeyi,
Ama o zaman çizgilerimle aram iyiydi, gerek duymadım başka bir arkadaşa
Cesaret edemedim ayrıca..
Aslında hiç aram iyi değil harflerle, kelimelerle veya söylenen sözlerle.
Sesim çıkmaz o yüzden gerçek hayatta da, sanal dünyada da..
Çizerim ben sadece odur yolum,
Ama şu anda çizemiyorum
Çizgilerim küs bana bu aralar, yardım etmiyor ya da edemiyor..
O nedenle bu bir başlangıç, belki yeni bir yol arayışı belki de eskileri geri döndürme çabası
çizemiyorum..
Belki yazarım ha ne dersiniz?
Bu kadar başlangıç konuşması yeter sanırım
Başlayalım artık...
belki yeni
belki de eskilerden bir tane..
Kimim ben peki? belki tanıyanlar vardır ama tanımayanlar için sadece düşünce ve duygularını paylaşmak isteyen bir insanım o kadar..bazen acılarımı bazen de sevinçlerimi..
Beni böyle kabul edin.
Bunları okuyun ya da okumayın yazacağım ben yine.. yine ve yine..
Ben aslında kendimi kalemle anlatırım, hayır düşündüğünüz gibi harflerle değil, çizgilerle...
Bu sefer de kalem kullanacağım
nasılsa tanırım kalemleri, gücünü, kuvvetini.
Ama bu sefer harflerle anlatacağım kendimi, belki bu daha iyi olur..
Eskiden düşünmüştüm bu blog olayını gerçekleştirmeyi,
Ama o zaman çizgilerimle aram iyiydi, gerek duymadım başka bir arkadaşa
Cesaret edemedim ayrıca..
Aslında hiç aram iyi değil harflerle, kelimelerle veya söylenen sözlerle.
Sesim çıkmaz o yüzden gerçek hayatta da, sanal dünyada da..
Çizerim ben sadece odur yolum,
Ama şu anda çizemiyorum
Çizgilerim küs bana bu aralar, yardım etmiyor ya da edemiyor..
O nedenle bu bir başlangıç, belki yeni bir yol arayışı belki de eskileri geri döndürme çabası
çizemiyorum..
Belki yazarım ha ne dersiniz?
Bu kadar başlangıç konuşması yeter sanırım
Başlayalım artık...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
