31 Aralık 2009 Perşembe

yeni yıl şeysi

yeni yıl neden kutlanır, kutlanması gerekir mi, kutlanmasa nolur gibi bir çok soru varken yazıyorum bunları..
yeni yılın eski yıldan hiçbir farkı olamayacak bence.
dersler, sınavlar, raporlar, garip insan ilişkileri, şizofreni durumlar,şansızlıklar,talihsizlikler...
liste de böyle sürer gider işte.
eski yılda şölee bi mutlu olduğumu görmedim.
bu sene de göremiyeceğim ondan da eminim.
yeni yıl bir tırt yani...

insanlar sadece hayata tutunucak bir nedenleri olsun,
eğlenilcek alkol alıncak kopulacak bir sebepleri olsun diye
bu yeni yıl muhabbetine bu kadar takık durumdalar.

benimse ümitlerim benden gitmiş, kalmışım yanlız başıma.

yeni yılın tek sevdiğim yanı kırmızı yeşil kombinasyon ve ışıklardı.
ayrıca muazzam lapa lapa yağan bir kar.
müthiş!!
ama bu sene de o da yok ve hiç bir anlamı yok bu yılbaşının...

beni geçelim de yeni yıl için halihazırda bir umutları bi sevinçleri olanlar var ise içinizde onların yılbaşları kutlu olsun, nice yıllara!!
tavsiye: sakın ama sakın umutlarınızı kaybetmeyin...

şimdilik bu kadar

aklıma gelirse birşeyler yazarım tekrardan...

28 Aralık 2009 Pazartesi

geri dönüş

evet, hala yaşıyorum
ve evet geri dönüyorum...

5 Eylül 2009 Cumartesi

going under

I'm going under
I'm falling forever...

boğuluyorum ateşten sularda
kan kırmızısı
cayır cayır yanıyorum
çıkıp kaçmaya çalışıyorum
uzaktan kuru dallar görüyorum
tutunmaya çalışıyorum.
kırılıyorlar
parçaları elimde toz olup karışıyor denizime...
yine yeni bir dal tutuyorum daha da yakıyor elimi
çığlık atarak geri çekiliyorum

ağlıyamıyorum
gelmiyor göz yaşlarım
sonradan farkediyorum
geldikleri gibi buharlaşıp kayboluyorlar...

kime baksam hep maskeli
altındaki yüzleri göremiyorum.
göremedikçe beni kurtarmasını da isteyemiyorum
sadece boğulurken beni izlemelerini seyrediyorum
artık çıkış yok biliyorum...


kaçmak lazım bu dünyadan kaçmak
biliyorum bir tek ben değilim
ama yine de nedenim yok kalmaya....
hasta ziyareti kısa olur değil mi ya?...

27 Haziran 2009 Cumartesi

R.I.P King of Pop...

2 gün önce...

oturmuş saba tümerin progamını izliyorum
sonra karışıklık içinde birisi micheal jackson ölmüş, öldü diyor
algılamıyorum
alttan yazı geçiyo michael jackson öldü diye
en nefret ettiğim cümle
okudukça midem kasılıyor
inanmıyorum
ben değil saba tümer de harun kolçak da inanmıyor.
çeviriyorum kanlları cnnturkü açıyoum.
kesin olmayan bilgilere göre michael jackson öldü diyorlar
LA times öyle diyormuş.
yok hala inanmıyorum
yine çeviriyorum kanalları ama yok kimse ayrıntı vermiyor
kahretsin!

çeviriyorum çeviriyorum
inanmıyorum inanmıyorum

böyle sürüyor işte
uyuyana kadar
içimde bir hüzün bulutu
sabah kalkıyorum
gayet rahatım ama yine o haberi görüyorum
içime yine bir hüzün doluyor
Beklenen birşeymiş ölümü
Peh!
bi ton insan neden inanmıyor peki öldüğüne hala benim gibi

daha çok gençti ama
yani o ölmezdi
niye ölsündü
o michael jackson
daha yaşlanmamıştı
daha bi kaç sene önce oğlunu balkonda sallıyodu
ölmezdi ki o
ölemezdi
micheal jacksonın ölmesi için sanki aa çok yaşlanmış yada aaa çok hasta denmesi gerekiyodu
yoktu ortalıkta uzun süredir ama
açılan davaları yüzündendir dedim

ama bu bana yapılmaz ki MJ!
tamam çoook sevmiyodum
hayranı felna değildim
ama ille hayan olmak gerekmezdi onun ölümüne üzülmek için
bütünh hayatımda biyerlerde vardı jakson
taklitler moonwalk
onu hatırlatacak çok şey vardı..

hala inanamıyorum
her tarafta onun şarkıları onun resimleri
hatırlamamak istedikçe hatırlatıyorlar
ille ölmesi mi gerekirdi hatırlanmak için

ayriyetten regaip kandili zamanında ölmesi de ne kadar mantıksız gelse de
güzel bir tesadüf dedirttiriyor

kesin artık onun reklamını
kıymete mi bindi şimdi

bugün onun anısına resmini yaptım

yine ve yine gördükçe üzülüyorum
MJ siz hayat nasıl olacak bakalım
Cobainsiz hayat da zor MJsiz hayat da

keşke ölümsüz olsalar
ya da ölseler 70lerinde 80lerinde
hemen de ölünmez ki
ben daha büyümedim yaşlanmadım

sonuç olarak
hala inanmasamda
seni hep sevicem MJ
rahat uyu


RIP King of Pop


bütün bu cümleleri gittiğine inanmadığım için
içimden gelerek söyleyemiyorum MJ
affet beni...

Hoşçakal....

25 Haziran 2009 Perşembe

Ötenazi

ilerde minik bir umut ışığı
belki gitmeden önce bir elveda şarkısıdır....

Pembe ojemi sürdüm
yakın zamanda da saçımı maviye boyayacağım.
nedir bu?
bilmeem..
içimdeki karanlığı bu renklerle kapatıyorumdur belki...

soğukları hiç sevmem
kışı da...
yansa da tenim, hala içim buz
uyuşmuş kalbim soğuktan

bir de azrailin soğuk nefesi yok mu
yaklaştıkça titriyorum

göğsümün sol tarafında bir ağırlık var
bazen sıkışıyor ben burdayım dercesine
ama ben inatla unutuyorum varlığını


yani....


hala yaşıyorum
yaşamak denirse tabi .....

12 Haziran 2009 Cuma

Bmtl

How can you see into my eyes like open doors?
Leading you down into my core where I've become so numb
Without a soul, my spirit sleeping somewhere cold
Until you find it there and lead it back home

Wake me up
(Wake me up inside)
I can't wake up
(Wake me up inside)
Save me
(Call my name and save me from the dark)

Wake me up
(Bid my blood to run)
I can't wake up
(Before I come undone)
Save me
(Save me from the nothing I've become)

Now that I know what I'm without
You can't just leave me
Breathe into me and make me real
Bring me to life

Wake me up
(Wake me up inside)
I can't wake up
(Wake me up inside)
Save me
(Call my name and save me from the dark)

Wake me up
(Bid my blood to run)
I can't wake up
(Before I come undone)
Save me
(Save me from the nothing I've become)

I've been living a lie
There's nothing inside
Bring me to life

Frozen inside without your touch
Without your love, darling
Only you are the life among the dead

All this time, I can't believe I couldn't see
Kept in the dark but you were there in front of me
I've been sleeping a thousand years it seems
Got to open my eyes to everything
Without thought, without voice, without a soul
Don't let me die here
There must be something more
Bring me to life...


Nerdesin Bring me to life?
çok özledim seni
kayboldun ortadan...
sen olmadğın için oluyo bütün bunlar

seni bir kere görsem bile
içim yaşama sevinci dolardı
seni tekrar görmek için...
ama artık yoksun, kayboldun

keşke görsem seni bi yerlerde tekrar..
karşılaşsak
tekrar kurtarsan hayatımı
tekrar çekip çıkarsan,
tam dipdeyken...

Bak ama artık hep siyah giymiyorum
kapşonumu çekip de gezmiyorum
insanlardan kaçmıyorum
o sevmediğin delikli bilekliği bile takmıyorum artık
Ben senin istediklerini yapıyorum
sen neden benim istediğimi yapmıyosun?
neden gelmiyorsun
neden kaçtın
neden?

gel, lütfen geri gel...

anbean

İyi değilim
artık
ne yemek yemek istiyorum ne de içmek
hiçbirşeyin ne tadı var ne tuzu artık
denizin kokusu bile huzur vermiyor artık bana

an meselesi an...
anı durdurmak
hepsini...

İlle okuyun diye yazmıyorum ben bu blogu
okuncak gibi değil zaten, sıkıcı...
anlaşılmaz...
ama ilerde bir gün bir anım kalsın istiyorum benden geriye...
cesaret edip anı durduruncaya kadar
yazmaya devam...

Ağır

Yüreğim o kadar ağır ki...

sürekli ağlıyorum.
istemsizce akıyo yaşlar
belki azaltır diyorum
bu yüreğimdeki ağırlığı ama olmuyor...

Bugün daha da ağırlaştı kalbim
Değer verdiğin birinin sana değer vermediğini görmek,
hatta üstüne üstlük suçluymuş gibi alay edilip, horlanmak...
tonlarca yük daha bindirdi kalbime.
ağırlığa dayanamadı kalbim
kırıldı...
parçalar O'nun sözleriyle keskinleşip, battı kalbime...
kanattı daha da...
ellerimde kanlı ağlıyorum şimdi...

Söyleyin şimdi haksız mıyım gitmek istemekle bu dünyadan...

Keşke diyorum gitsem
de
acısa onun kalbi de benim gibi

ki
acır mı onun kalbi benimki kadar...

11 Haziran 2009 Perşembe

Kararmış Ruhum

yorgunum,
bitkin
hasta

neden mi?

bilmiyorum...

aslında biliyorum
ruhum yorgun
yaşlandı ruhum
o kadar yaşlı ki burda şuraya gidecek hali yok.


o kadar yaşlı ki ruhum
şimdiden emeklilik planları yapıyorum


ölüm çok yakın geliyor, çok yakın
elimi uzatsam tutuvericekmişim gibi...

çok hırpalandı ruhum
o kadar çabuk eskidi ki
üzerindeki yırtıklar artık yamalarımla kapanmıyor

bu yaşlı ruh genç bedenimde duramıyor
bedenin gençliğini de emiyor
çürütüyor yavaş yavaş, sinsice..

Yaşamaya halim yok
enerjim yok

ölüm çok yakın
hem de çok...

10 Haziran 2009 Çarşamba

Git...

gelme artık
gelme...

istemiyorum seni.
aradığımda yoksun
karanlık bir boşluksun

ama sonra geliyosun bir anda
herşeyi eskisi gibi sanıyorsun
değil ama değil
hiçbirşey eskisi gibi değil
hayat da öyle kolay değil

istemiyorum seni
gelme sakın, git
arkana bile bakma
sakın!
....
hayır diyemem sana çünkü...

o nedenle burdan söylüyorum
git!

Korku

korkuyorum,
çok korkuyorum

kendimden korkuyorum
içime bakmaktan, düşüncelerimden,

yakında yaşanacaklardan korkuyorum.
azarlanmaktan korkuyorum
tehtid edilmekten
ve o anda mideme giren acıdan korkuyorum.

tekrar olacakları düşünmekten, pişmanlıklarımdan
en kötüsünü düşünmekten,
korkmaktan aslında

minik huzurumu kaçırmaktan

korkup ölüme koşmaktan korkuyorum
geri dönmek istesemde dönemem çünkü
yaptığıma pişman olurum diye korkuyorum

o kadar korkuyorum ki
bu korku öncesi korku bile beni zangır zangır titretiyor..

çok korkuyorum çok

yardım....

9 Haziran 2009 Salı

yok...

sıkkınım.
kalan son mantık kırıntılarıyla aklımı kaçırmamaya çalışıyorum...
zor ama zor..

tek başına beceremiyorum artık.
ayakta kalamıyorum.
yıkılmam yakındır...

son....

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Elveda...

yine elveda diyorum
Daha içime sindirememişken kokunu...
yine elveda diyorum
içim yana yana ittirirken seni...
ve yine elveda diyorum
yaşlarla sulayarak diri diri gömülen aşkımın toprağını....

Çizgi...

Evet
ilk yazımda da demiştim ben de kendimi kalemle anlatabilirim
fakat benim kelimelerle işim olmaz benim kalemim çizgi çizer diye...

işte size bir örnek...



En son çizdiğim, kendisi 6 45 yayınlarının yayınladığı Silmarillion kitabının kapak resminden çıkarılmıştır...

Tolkien de fantazi de benim hayatımın büyük bir parçasını oluşturur...


beni tanımak isteyenlere...

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Hooop dur Şenlik var!

O kadar uzağım ki kendimden...
blogum da ayna
kendimi görmekten kaçar vaziyetteyim..
Kendimi suçlu bulucam sonra, hemen de arkasından vicdanım koşacak..
istemiyorum...gelmeyin yalnız başıma kalayım ya...


küçük mini ziplenmiş şenliğimizi arkamızda bıraktık...
Hakkatende ziplenmiş, bakıyosun bişi yok gibi ama içine giriyosun çok şey var
Egenin şenliğine gittim bir gün orası bizim gibi değil.Hiç heyecan denilen bir olgu yok.
herkes böyle bir halk konserine gelmiş vaziyette, yere oturmalar dalgın dalgın sahneye bakmalar...
ayağa kalkıp da böle salak salak sahneye bakanları da anlamam zaten.
madem ayağa kalkıyorsun oynayacaksınn ne bileyim sallanacaksın bişi yapacaksın...
bizim orada öyle mi, adam kalkıyo, yetmiyo başkasını da kaldırıyo...
zıplıyoz eğleniyoz felan...
bunların ruhları kaçmış anam boşver...
bizim okul o konsere gelenler kadar zaten
ama yok yok içleri çürümüş
biz 500 adam onlara 10 basarız... aman neyse
ben kendi şenliğimize döneyim


efenim 2 gün konser olmaklan birlikte 3. gün sucuk partisi denen eğlenceyel kapanan bir şenliktir kendisi...
konserler iyiydi açıkcası
gelenler çok ortam adamı değildiler.Ağır ama eğlenceli insanlar.
Dinlemem etmem insanları ama küçüklükten kalma bi alışkanlık, kulak dolgunluğu.
Sevdim kısaca.
hatta o kadar sevdim ki asım amcanın oryantal yarışmasında kendimi zorlan sahneye çıkarıp oynadım.
Bazıları sevmese de gayet eğlenceli bir olaydı.
Gerçi insanlar beni sahnede oynayan kız ismiyle biliyor bir süredir ama olsun bu da geçer...
Dönerim ben yine çizen kız adıma..Biri de ismimi bilse ya. neyse önemli değil...

Efenim şenliklere başka bir açıdan bakarsak
alkol sıvı niyetine içilen bir maddeydi...Keşke fazla abartmasalar
elinde bulunan miktarlarla en yüksek alınabilecek alkolü hesaplayan bizler ile
elinden dolu bira bardağı eksilmeyen, yanina da votka ekleyerek kanına bayram ettirerek alkolde yüzen diğer insanlar...
Ne kadar ekonomik olsak da 15 günde harcayacağım parayı 2 günde harcadım ya ne diyeyim...
yine de bu kısmı alkolü fazla kaçırıp rezil olmayın diyerek bitirmek istiyorum..

Neysee...
Bir başka açısı var ki bu şenliklerin, ohoo dışı seni içi beni yakar...
işin sosyal boyutu efendim...
bu konuda iç yakan bi geçmişim vardır o nedenle pek bahsedesim gelmez...
efenim bu şenliklerde çoşku eylence heyecan ve alkolün etkisiylen insanda bi cesaret toplanır böyle insanın içinden çıkmak ister...
işte bu zamanlarda insanların birbirinden etkilenesi ya da önceden etkilenmişlikleri doruk noktasına ulaşası gelir ki, o zaman olanlar olur...
Her arkadaş grubunda birisi ya birisinden itiraf almış ya da itiraf etmiş bulunur...
Hele bu iki taraf aynı arkadaş grubunun içindeyse asıl olan odur işte...
Ki bence heç hoşhane bi durum değildir...
hele ki eklenilecek daha atraksiyonlu bi senaryosu varsa heç değildir...
Dedim ya dışı sizi içi beni yakar...
ki ne yakar ah ah...
neyse burayı da amman dikkat edin diyerek kapatıyorum...

barınma kısmına geçer isek alana kurulmuş çadırlarda uyunan bir kaç saat insana dinginlik yerine rahatsızlık verir...
hele sabahın ayazında yatmaya kalkmışsanız,
ha bi tarafınıza batan taş ve bitki köklerini saymıyorum...
uzun zamandır dişlerim takırdamamıştı o da ayrı birşey...
Ama yine de güzeldir çadırda kalmak...
hele bi de konserler bittikten sonra yakılan ateşler
ve etrafında oturulup söylenen şarkılar ayrı güzel bir anıdır
aranızda zom olmuş biri bulunmasın benden tavsiye...

Şenlik kısmı burada biter
uzun bir aradan sonra bişiler yazmış olmanın rahatlığıyla ben de kaçar
malum final haftalarının tam ortasındayız değil mi...

son

16 Mart 2009 Pazartesi

Ankakuşu...

Geçen gün, sabahın köründe yorgun bir şekilde koltuğa uzandım
Uyandığımda çoktan öğlen olmuş geçiyordu bile...

sonra birden içimde birşeylerin değişmiş olduğunu farkettim,
bir gün önceki akşamın,
o puslu,
dumanlardan gözgözü görmediği,
ışıklarla, renklerle dolu olduğu akşamda..
gördüklerimden dolayı kanadığım..
ve buna inat, kanamayı durdurmak veya daha da kanatmak istercesine dans ettiğim
o akşamki yılgınlığımdan hiçbirşey kalmamıştı...

sanki biri sihir değnekle dokunmuş, yaramı iyileştirmişti...
hiçbir şey hissetmiyordum
sadece nefret o da biraz, çok da değil
ve açıkcası biraz garez...

canım yanmıyordu artık...
sanki hiç olmamış gibi
o anda anladım
değersiz olduğunu
geçmişe bir özlem, geri çağırış olduğunu
ve o kadar rahatladım ki...
koca bir yük kalktı üstümden
geçmişim geldi aklıma
gülümsedim...
hayır, son bir iki aydır yaşananlar değil
onlar sanki silinmiş gibiydiler artık
silik silik biraz anı...
şimdi o kadar hafifim ki,
gözümün önündeki perde kalktı sanki

gerçekten bu bir uyanış
hayatıma geri döndüm
bir süredir geri dönmeye çalışıyordum ama
ulaşamıyordum...

işte şimdi küllerimden doğdum...
ve dönüşüm muhteşem olacak...

SON

12 Mart 2009 Perşembe

Fısıltı

sessizlik..
bunu sadece winampta çalan "May it be" şarkısı bozuyor.. bir de klavye tuşlarının sesi..

içim acıyor bazen
hem de çok..

gördükçe içim acıyor bazen,
bazen...
nefes alamıyorum
kalbim hem manevi hem de maddi olarak acıyor
nasıl geçireceğimi bilmeden dolanmaya başlıyorum..
ah neden neden diyorum
anlaşılmaz fısıltılar duyuyorum sadece içimden

bazen ama bazen oluyor
artık...

diyorum eskilere mi dönsem,
kabul ederse geçmişim
daha iyiydi sanki

istemeden karşılaştırıyorum
ne fark var
ben kapalı kutu, o masumluğun simgesi mi yoksa açık temiz saf mı?
ben öyle değil miyim?
neden böyleyim peki?
neden olmuyor?
neden
neden
neden

hayır kadere sığınmam bu defa

acılar geçiyo gibi sanki
gördükçe acıyor
ama gördükçe de azalıyor

nedeni budur
onu aramamın, karşılaşmamın
ben böyle iyileşiyorum
gerçekleri görerek

"o layık değilmiş sana"
"seni kaybetmiş"

etrafımda bu cümleler
inanmak isterdim
ama inanmıyorum ne yazık ki

bıktım bu kısa döngünün içinde bulunmaktan
filmi başa sardım yine
yine ve yine
bazıları mutlu oldular
ben yine filmi başa sardım
aynı yerdeyim
sandığın içinde daha çok anı , acı ve kırgınlıkla

bu kalp nasıl dayanıyor bu kadar acıya anlamıyorum
nasıl yani
çoktan tuzla buz olması lazımdı bence
nasıl bu kadar güçlü olabiliyor?

bir yerde okudum
güçlü kadınlar bu konularda hep başarısız olurmuş

neden peki
o kadar şeye göğüs gerip o kadar şeyle başetmenin bir getirisi olmalı bence
birşey kazanmalıyız

neden istemiyorsunuz güçlü kadınları?
söyleyin bakalım
yanınızda sizden daha güçlü bir insan olması mı sizi rahatsız ediyor
ya da onu kolayca yere seremeyeceğinizi bilmek mi
ya da ona güçlü görünmeyeceğinizi bilmek, ezilmek korkusu mu?
neden?

allah aşkına söyleyin

Sabrımın sınırındayım bu aralar
kırmak istiyorum bu zincirleri
ama her deneyişte yere yığılıyorum
sonra kalkıp tekrar başlıyorum
bir kere başarabilsem,
bir kere...

hayatıma mutluluğuma bana gareziniz mi var anlamıyorum ki

bak yine acıyor kalbim
off off
geri gelse tekrar başlasak diyorum bu anlarda
ama geçince acı vazgeçiyorum
defolu gibisin artık
bi yerde bi eksiklik var
kaybettin güvenimi artık
ne olsa da tamamen kazanamam zaten
aslında güven yoktu sana karşı içimde
güvenmek istiyordum ama şüpheler engelledi
ki zaten doğru çıktı düşündüklerim, kısmi olarak
bi daha güvenemeyi deneyemem bu nedenle
o nedenle geri gelme olayını çıkarttım attım kafamdan...

kanatsam, deli gibi kanasa kalbim sonra geçse, düzelse istiyorum
ya da bıraksam bu hayat oyununu bikaç kesikle
game over yazsam koluma
o zaman kurtulurdum kısa döngüden...

off offf neden neden
içim sıkılıyor her düşündüğümde
bi de bilge kişi gibi konuşmuyo musun
daha da küçülüyosun
bilmiyorsun bildiğini sanıyorsun
ya da bilmiyorsun ve ben senin bilmediklerini biliyorum

her neyse

son deme vakti gelmiş geçer bile..
kötü bir son oldu ama yine de

SON

1 Mart 2009 Pazar

Kaçış, güven ve yeni bir nefes

dün eğlence dünyasına kısa süreliğine girip çıktım
yeni yüzler tanıdım
hem yabancı, hem de değildim...

Hayata geri dönmek için,
yaşadığımı nefes aldığımı hissetmek için
yarattığım dünyadan uyanmak için
içinde bulunduğum kasvetli, bulanık, acı ve yalan kokan ortamdan kaçmak için..
ve sevdanın yükünü omuzlarımdan atmak için, aşk kırıntılarını silkelemek için

ve sanırım başardım :)

tanımadığım yabancının yanına gittim
tanıyormuşcasına
güvendim ona, tanımadan hem de

neden mi?
eskiden tanıdığımı sanarak güvendiğim insanı,
aslında hiç tanımamış olduğumu öğrendim

dengelemek için de hiç tanımadığım insana güvendim
ve şunu gördüm ki,
yani bildiğime canlı canlı tanık oldum

hiç tanımadığın birine güvenmek,
tanıdığını sandığın insana güvenmekten çok çok daha iyi...

en azından güveninizi sarsacak bir şey yaptığında
bilinmezlik duygusunun arkasına saklanabiliyorsun,

öbür türlü

eğer tanıyorsan, ah işte o zaman,
sorgulamalar ve oluşan boşluklar arasında sıkışıp kalıyorsunuz..
2. kısım deneyimle sabittir...

ve hiç bir suçluluk duygusu olmaz eğer tanımazsan...


tanımayın derim ben
ya da tanıdığınızı sanmayın

hem de hiç!

(Not: Teşekkür ederim güvenimi boşa çıkarmayan şahıs, eğer duyuyorsan.. binlerce teşekkür...)

27 Şubat 2009 Cuma

Aslı - Sessizce

Sen hiç bir gecede gündüze küstün mü
Kanadını kıranlara gözyaşı döktün mü
Güneşi hiç bu kadar sönük gördün mü
Söyle nerede yanlış yaptım?
İnanmazdım sözüne
Hiç gücüm yok zamanı çevirmeye
Görmesen de, duymasan da
Yaşardım yine bu aşkı sessizce
Görmesen de, duymasan da
Yaşardım yine bu aşkı seninle

Aslı - Artık Sevgilim Değilsin

Geçen gece bir erkeği öptüm
sırf hayatından çıkmak için
Eskiden aşığım sandığım
eskileri bir bir aradım
Üzgün kadın portresi çizmek
hiç hoşuma gitmez, sıraladım...
Birkaç ay hayatı paylaştık,
dedim arada bir konuşalım, konuşalım

Artık sevgilim değilsin
Artık sevgilim değilsin
Dostluğumuz da burda bitmesin
Artık sevgilim değilsin

Hayatına bir kadın girerse
kaldırmam zor olurdu
Bunlara rağmen iyi gibi görünmek çok sıkıcı
Hayatını benden saklamana şahit olmak istemem
Bir anda kopar gidersin derken
çapkın olan sensin derdin, sensin...

Artık sevgilim değilsin
Artık sevgilim değilsin
Dostluğumuz da burda bitmesin
Artık sevgilim değilsin...

24 Şubat 2009 Salı

Huzur..

huzur..
uzun zamandır bana uzak bir kelime..
uzun zamandır duymak istemediğim ve hissetmediğim..

ama şimdi tam karşımda
hissediyorum artık...

zamanı geri döndürebilseydim, keşkeleri yok edebilseydim,
yapamayacağımı biliyorum, sadece bir dilek..

o zaman belki daha mutlu olabilirdim,

karşılıklıksız sevgi..
ama yine de benimdi..
ellerimden kayıp gitti
nerdeyim ben şimdi..

vay kafiyeli de oldu :)

üzülmüyorum artık,
kapadım defteri
zaten benim değildi olamayacaktı ama değil mi..
belki de olurdu
haykırsaydım ona sesimi duyurabilseydim..
içimde sessiz fırtınalar olarak kalmasaydı

bilmem belki..

"I'm numb to you - numb and deaf and blind.
You give me all but the reason why.
I reach but I feel only air at night.
Not you, not love, just nothing...

I run to you
(run away from this hell)
Call out your name
(giving up, giving in)
I see you there farther away!
(still you are, farther away!)"

aman neyse iyiyim ben böyle
içim ılık..
sönüyor korlar,
bırakıyo yerini küllere..

şöyle bi alıntı da yapmadan geçemiyeceğim,

"our burning ashes blacken the day,
a world of nothingness
blow me away.."

iyi bir akşamdı aslında
bulanık şeylerin netleştiği..
bi ara sinirlerim zıpladı ama iyiyim,
antidepresan almış gibiyim
belirsiz, acı bi huzur...

bu da buna son olsun

yola devam edelim..
artık huzurla..

20 Şubat 2009 Cuma

Şebnem Ferah - Bir Kalp Kırıldığında...

bir oyun oynayalım mı
herkes açsın kalbini
oyun oynayalım mı

bir oyun oynayalım mı
herkes söylesin adını
oyun oynayalım mı

her kalp bir büyük dünya
ve bir kalp kırıldığında
hayata dair ne varsa
üzerinde o dünyanın
başlar yok olmaya

bir kalp kırıldığında
denizler kurur toprak küser
denge kalmaz o dünyada
her kalp kırıldığında
bir yerlerde yolculuk başlar
mavi renkten siyahlığa
her bir kalp kırıldığında

bir oyun oynayalım mı
çocuklar gibi beraber
oyun oynayalım mı

bir oyun oynayalım mı
kırmayalım birbirimizi
oyun oynayalım mı

her kalp ayrı bir dünya
ve bir parça kristal aynı zamanda
bir de bilemeyerek değil ama bilerek kırılmışsa
artık acı da duymaz başlar yok olmaya

bir kalp kırıldığında
denizler kurur toprak küser
denge kalmaz o dünyada
her kalp kırıldığında
yolculuk başlar mavi renkten siyahlığa karanlığa
her bir kalp kırıldığında…

bir kalp kırıldığında
denizler kurur toprak küser
denge kalmaz o dünyada
her kalp kırıldığında
yolculuk başlar mavi renkten siyahlığa karanlığa
bir kalp kırıldığında…

sadece dinleyin, düşünün de isterseniz...

Gardlar..

bir hikaye duymuştum,

daha doğrusu okudum geçenlerde internette

"Bir zamanlar, her seyden sürekli sikayet eden; her gün hayatının ne kadar berbat oldugundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmustu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına.

Genç kızın bu yakınmaları karşısında mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya baslayınca, bir cezveye bir patates, digerine, bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kizina tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir sey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karsilasacagi şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya basladi. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi.

Yirmi dakika sonra, adam, cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Birinci cezveden patatesi çikardi ve bir tabaga koydu. Ikincisinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabaga koydu. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı. Kızına dönerek sordu:

- Ne görüyorsun ?
- Patates, yumurta ve kahve ? diye alaylı bir cevap verdi kızı.
Daha yakından bak bir de dedi baba, patatese dokun.
Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.
-Aynı şekilde, yumurtayı da incele.
Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılastığını gördü.

Babası, en sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi. Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayiıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı;

- Bütün bunlar ne anlama geliyor baba ?

Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarini anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı tepkiler vermişlerdi.

Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüstü. Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş katılaşmıştı. Ancak, kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değistiği gibi suyu da degistirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı..

- Sen hangisisin ? diye sordu kızına.

Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin ?
Patates gibi yumuşayı ezilecek misin?
Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıtracaksın ?
Yoksa, kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin ? "


sanırım ben tam bir yumurtayım, ama kahve de olmak isterdim açıkcası... ama o kadar güçlü değilim..ne yazık ki..

evet gardlarım var..hem de pek az insan geçebilmiştir..
geçirmem göstermem kendimi, kalındır duvarlarım benim hem de çok
her yara aldığımda daha da kalınlaştırdım duvarları,
ne kadar yara, o kadar kalın duvar
gelmesinler görmesinler bilmesinler diye
korku sanırım nedeni...

ne zaman da birisini geçirdiğimde daha da inciniyorum,
içerdeki ben çok narin..
o nedenler daha da daha da kalınlaştırıyorum..

kimse uğraşmasın artık beni tanımaya, duvarlarımdan geçmeye yeter..
artık yeter..

kahve olamam ben, artık olamam,
çok geç...

o nedenle bırakın da, daha da katılaşmayayım..

15 Şubat 2009 Pazar

İyileşme..

evet sanırım iyileşiyorum,

biraz yavaş oluyor kapanması ruhumdaki yırtıkların
zaten hepsi kapanmaz biliyorum

saçımı kesmek iyi geldi sanırım...

ama hala bir suçluluk duygusu geziniyor damarlarımda..

zombi hallerimi bırakmak istiyorum
geceleri uyumak istiyorum
yorgun düşerek sabaha karşı bir yere sızmak değil
diğer insanların yaptığı gibi, belli bir saatten sonra yatağa girip
huzurla rüyalara bırakmak kendimi...

rüya görmüyorum artık
bu beni üzüyor cidden,
rüyalarımda yaşarım ben bu zamanlarda
hayallerimin dünyası...
gerçek dünyadan kaçış yolu..

kesilen saçlarımla rüyalarım da gitti

uyumak istiyorum, rüya görmek..

daha iyiyim ama
üzülme ruhum sen de düzeliyorsun bak
yaraların kanamıyor, kabuk bile bağlamış bazıları
alıştın artık bu yaralara, düzelebilirsin..
geçer hepsi merak etme...

deşmeyi bıraktım artık yaralarını
zehrini akıtmayı, bıraktım öyle
kendi kendine düzelsin diye..

dün Ölümcül Deney - İnsanlığın Sonu filmini izledim televizyonda
izlerken kendime geldim biraz...
seviyorum bu filmi de Milla yı da

neyse iyileşiyorum yani..
gücümü topluyorum artık...

14 Şubat 2009 Cumartesi

noldu?

Mazoşist miyim?
bilmem galiba öyleyim

çok derin olmasa da depresyondayım
evet benş, hep girer çıkarım

bundan birkaç ay önce önceki depresyonumun etkisini atmış
ve tekrar yeni bi hüzün kaplamışken etrafımı,

bi ışık gördüm
beni bu hüzünden kurtaramazdı ama depresyona girmemi engellerdi en azından .
umut içeren bir şeydi, çok azdı aslında
umudum yoktu ama adı öyleydi.


bir iki ay sonra da bu umut biraz büyüdü, hala adı öyleydi
sadece hüzünden kurtarmıştı beni


yakın zamana kadar da bu umut baya baya büyüdü ben de umutlanmaya başlamıştım gerçekten.
ama yinede süphedeydim
"Tanrım bu kadar güzel bir şey yaşatmak üzere olamazsın değil mi" dedim,

onca acıdan sonra belki karşılığı budur dedim,
ama hala şüphedeydim, korkuyordum tanrı beni bu kadar seviyor mu?
bu hediyeyi bana lütfeder mi? diye,
ama sanki öyleydi
sanki...

bu ışık büyüdükçe güzelleşiyordu, istiyordum
belki bu sefer olur
belki bu sefer mutlu olurum dedim
belki bu sefer..

kör oldum ışık büyüledi beni
büyü...

sonra engeller çıktı karşıma ışığı gölgeleyen
"Tanrım beni seviyorsun değil mi" dedim
"Lütfen büyüyü bozma" dedim
ama engeller hala karşımdaydı

ben ise o kadar güçsüzdüm ki
engelleri yoketmek yerine görmemezlikten geldim.
ona karşı koyabilecek güçte değildim ne yazık ki.
ışık çok parıldıyordu ışıl ışıldı

ve yakın zamanda da bir de baktım parıltılar sönmüş
sonsuz karanlıktayım...

ah harfler kelimeler ne kadar canımı yakıyorsunuz bir bileniz
bu da sizden aldığım intikamım aslında

ve o karanlıkta yağmur yağmaya başladı fırtına çıktı şimşekler çaktı
gözyaşlarımla birlikte o yağmurda ıslandım, sırılsıklam oldum
güçsüzleştim


güçlü gibi davrandım
hiç etkilenmemiş gibiama
artık o kadar iyi değilim rol yapma konusunda
yağmur dindi
hala etraf karanlık
ses yok
hiç bir ses...

ah yoruldum artık
hırpalanmaktan
gardlarım hasar gördü
kimse içimi görsün istemiyorum,
artık..

zehirlendim, akıtmak için kesik attım
aktı kanım
damla damla..
huzur veriyordu insana akan her damla
ama artık o da kabuk bağladı
sadece onlarca izden biri artık
hatıra oldu


sonunda isyan ettim
benim değilse olmasın büyüsü ışıltısı dedim
haykırdım karanlıkta,
zarar verdim ışığıma
ışığımdı o benim
benim ışığım..
ama her verdiğim zarar bin katıyla geri döndü
herşey daha kötü
şimdi daha kötü..

işte bu yüzden diyorum mazoşistim galiba diye
tek yaptığım şey acılarımı arttırmak
bazen bulaştırıyorum da
acımı, zehrimi
"suçlu " oluyorum o zaman

evet öyleyim

suçlu!

tek istediğim ışığımdı
küçük ama güzel ışık:D

ışığımın rengi turkuaz :)

ama ben kararttım onu

suçlu!

evet suçlu! mazoşist aynı zamanda

kalbim paramparça
her darbede biraz daha kırılıyor,
tuz buz..
birleşemez artık, umudum kalmadı

artık...

keşke Tanrım bu kadar sevmeseydin beni
böyle bir şeyin varlığını göstermeseydin
bilmeseydim ya da bilseydim ama benim ışığım olmadan bilseydim sadece
o zaman daha iyi olurdum

keşkeler sandığıma bir keşke daha ekleyip kilitliyorum
ne kadar olduğunu görmeyin diye
utanırım..
utanıyorum evet hem de çok..


zaman..

uzaklaşma ışığım
daha da güçsüzleşirim sonra
hep görebileceğim uzaklıkta kal
yaklaşma ama göreyim seni
daha iyiyim ben öyle

son bir iyilik benim için..

lütfen..

yırtacağım bu karanlığı söz..

Saçlarım...

Gecenin bir yarısı..
internetteyim, facebookdayım daha çok
oraya yazıyorum: "...is cutting her hair and thinking that all of her pain and loneliness will be gone with it.."
son bir sigara yakıyorum sanırım ikinci paket bu diye düşünüyorum,
ağır ağır içiyorum sigarayı
sonra bitiyor ve söndürüyorum
aslında söndüremiyorum,
o kadar dolu ki kültablası söndürecek yer bulamıyorum,
başka bi izmaritin üstüna basıyorum,
kötü bir koku yayıyor odada aldırmıyorum..

winampta bir şarkı listesi hazırlıyorum
ilk şarkı Almora güneşin ozanları..
kalkıyorum bilgisayarın başından
banyoya gidiyorum, aynada bakıyorum saçlarıma
biryerlerden tarağımı buluyorum, usulca tarıyorum saçlarımı
bakmıyorum saçlarıma aynada
daha sonra hızlıca tarıyorum
sonra odaya gidip bir makas buluyorum, banyoya geri dönüyorum.

Başlıyorum kesmeye..
önden başlıyorum
ilk bir kesiyorum elimde tuttuğum saç az geliyor bir daha kesiyorum aynı yeri.
hah bu sefer iyi.
atıyorum saçı klozete,
sonra devam ediyorum kesmeye
Almora tılsım çalıyor onu farkediyorum
kesiyorum, kesiyorum,
ilkönce bir rahatlıyorum keserkenki sesi duydukça,
yavaş yavaş ayrılıyorlar parçalanıyorlar,
ama her elime baktığımda kesilen saçları gördükçe içim acıyor,
renk geçişine bakarsak bu kısmı uzatmak için 1.5 sene geçmiş.
saçım yavaş uzar ama nedense onu uzatmak için büyük bir savaş veririm.
uzun saçı çok severim.
bir an daha fazla kesmek istiyorum, sesini duydukça
ama yine kesilen saçımı görüyorum üzülüp vazgeçiyorum.
keşke daha az kesseydim diyorum ama artık çok geç biliyorum
devam ediyorum kesmeye arkalar kaldı sadece,
kurtarmaya çalışıyorum belki arkayı biraz uzun bırakabilirim diye,
az kesiyorum bu sefer, yavaşça bırakıyorum klozete
bakıyorum hayır daha fazla kesilmesi gerek eşit değil
sinirleniyorum sonra koca bir tutam alıp delirmiş gibi kesiyorum,
makas zorlanıyor, kağıt makası sonuçta ama değil mi?

bu arada Amy lee nin the last son i'm wasting on you çalıyor.
"honey you know,
you know i never hurt you that way
just get through this day" diyor ben de söylüyorum..

kesiyorum hala..

amy" senseless hate.. hate.." diyor ve ben de söylüyorum,

susuyorum

"so run, run... run...
and hate me if it feels good
i can't hear your screams anymore
you lied to me
but i'm older know"
söylüyorum ben de

sonra devam ediyorum,
saçımı ikiye ayırıp eşitmi diye bakıyorum, daha eşit gibi
uzun zamandır bu kadar kısaltmamıştım
ama saçım yine de uzun ama artık belimde değil
kürek kemiklerimin hemen altında bitiyor
son uzun saç tellerini kesiyorum.

gidip su ısıtıyorum
hayır daha fazla düzeltmek için uğraşmayacağım,
bu sefer düzeltmeyeceğim kalsın öyle..
su ısınıyor, saçımı yıkıyorum,
yıkarken çok azalmış gibi geliyor yine üzülüyorum
ama yapabileceğim bir şey yok,
en azından kırıklarını aldım artık daha sağlıklılar
beklediğimden daha az düzeltti ruhumu nedense
işe yaramıyor mu artık saçlarımı kesmek ?
peki ne yapıcam o zaman?
ya düzelemezsem ya bu da işe yaramazsa?
kurutuyorum şimdi.
gecenin bir yarısı kurutma makinesinin çirkin sesi müziğin yarattığı atmosferi parçalıyor.

hadi iyi gelsin düzeleyim diye bekliyorum.
sanırım bu yaptığım hatayı bu bile düzeltemiyor.
özür diledim ama işe yaramadı biliyorum,
ileri gittim biliyorum, zehirimi akıtırken ona da bulaştırdım
kimsenin işi seni ilgilendirmez değil mi?
neden yaptım bilmiyorum, kıskandım belki
acıtmak istedim bu yüzden
ama söz verdim kendime bir daha böyle birşey yapmayacağım
neden rahatsız etsin ki bir insan hiç işte!

yine hayalet olacağım Geist olacağım,
ki kimse beni farketmeden onlar arasında dolaşabileyim

Turn back to shadows!

öff öyle üzgünüm ki
sus artık sus ama değil mi?
ama çok üzgünüm hala

SUS!

Peki..ama hala geçirmedi, geçmiyor..

Çalan son parça da Anathema One Last Goodbye...

Gün batımı..

Şu anda masamın hemen önündeki küçük penceremden dışarı bakıp güneşin batışını izliyorum.
masamı oraya koymamın nedenlerinden biridir bu olay.
Güneşin batışı iyidir doğuşu kadar olmasa da,
Hem burada güneş güzel batıyor, dağların arkasında kayboluyor.hemen önündeki denizi de bir sürü renge boyuyor.
Denizi severim, deniz olmadan büyüyen bir insanım ama 14 yaşında denizime kavuştum.

sevgili winampım da şu anda Anathema'nın Parisienne Moonlight adlı parçasını çalmakta.. bu şarkı hakkındaki düşüncelerimi daha sonra anlatacağım

Şu anda bulutlar turunculaştı, güneşten uzak olanlarda koyu gri mavi renginde.Seviyorum bu zıtlığı.Güneş gözükmüyor artık, sadece kalan son ışıklarını görebiliyorum.Bu sefer o kadar güzel bi şölen olmayacak sanırım bulutlar izin vermiyor güneşe..

evet şu anda da Almora'nın Princess of rain adlı parçası çalıyor.Tam bu sırada yağmur yağmaya başlarsa güzel bir atmosfer olur fakat olamayacak sanırım.
bulutlar dağın arkasını da kapladı göremiyorum güneşin son ışıklarını, sadece hafif bir kızıllık var bulutların etrafında..

hayır hava kararana kadar beklemeyeceğim... bu kadarı yeter bana..

Bitiremedim bu yazıyı, nasıl bitireyim diye düşünüyorum ama bulamadım, direk bitirsem daha iyi...

Son..

Sevgililer Günü..

Ah, günün anlam ve önemini unutmuşum..
aslında bu bir ironi, yani sevgililer gününde blog başlatmak..
Benim için bi anlamı ve önemi yok bugünün hiç de olmadı..
hani olabilecek ortamı olsaydı yien de olur muydu biemiyorum açıkcası,

Gece ilk dakikalarda google ı açtım o bile hata verdi logosunda bu kadar olur..
bence bugünün bir laneti var sadece bu senenin bugününde, en azından benim çevremdeki insanlar için veya benim için..
nedenini de söyleyeyim, etkisinin tam tersine ayrılık yaratıyor şu anda bugün,
çevremdeki çoğu insan ya sevdiceğiyle kavga etmiş ya da ayrılmış durumda ya da uzun zamandır ilk defa bugünde tek başına..
ben mi? ben hep bugünlerde yanlızım,
kaderin bir oyunu mu desem bilinçaltımdan kaynaklanan birşey mi bilemiyorum.
Tam tersi bir durum olursa bunun bendeki etkisi büyük olacak, alışmadığım bir olay çünkü. İyi bir etki mi olur kötü mü bilemeyeceğim tabi..

Eskiden saplar gününü kutlardık, sevgililer gününden hemen önceydi sanırım, bazılarımız eşleşirdi o gün sevgiliymiş gibi yanyana gezerdi. Ben öyle birşey yapmadım "sap" olarak gezdim saplar gününde...

Sevgiler günü hediyesine gelince ilk aldığım hediye bi arkadaşımızın -benim hemşom olur- bize yani 4 kıza kırmızı tokalar almasıydı :D onun sevgilisi çok uzaklardaydı kutlayabilecek durumda değildi. Ama çok sevinmiştik sanırım çoğumuzun aldığı ilk sevgililer günü hediyesiydi. Benimkisi kelebek bir tokaydı.kırmızı :) pakedini de kendisini de saklarım. O zamandan beridir de kelebekleri severim..

Anlatacak pek bir şeyim yok bugün hakkında. O nedenle kutlayabilecek veya kutlamak isteyen herkesin sevgililer günü kutlu olsun diyerek bitiriyorum...

Bugüne bir şarkı adamak isterdim ama bulamadım açıkcası. En iyisi siz kendi bildiğiniz bir şarkıyı benim adıma adayın..

başlangıç

Bu bir başlangıç
belki yeni
belki de eskilerden bir tane..

Kimim ben peki? belki tanıyanlar vardır ama tanımayanlar için sadece düşünce ve duygularını paylaşmak isteyen bir insanım o kadar..bazen acılarımı bazen de sevinçlerimi..
Beni böyle kabul edin.

Bunları okuyun ya da okumayın yazacağım ben yine.. yine ve yine..

Ben aslında kendimi kalemle anlatırım, hayır düşündüğünüz gibi harflerle değil, çizgilerle...
Bu sefer de kalem kullanacağım
nasılsa tanırım kalemleri, gücünü, kuvvetini.
Ama bu sefer harflerle anlatacağım kendimi, belki bu daha iyi olur..
Eskiden düşünmüştüm bu blog olayını gerçekleştirmeyi,
Ama o zaman çizgilerimle aram iyiydi, gerek duymadım başka bir arkadaşa
Cesaret edemedim ayrıca..

Aslında hiç aram iyi değil harflerle, kelimelerle veya söylenen sözlerle.
Sesim çıkmaz o yüzden gerçek hayatta da, sanal dünyada da..
Çizerim ben sadece odur yolum,
Ama şu anda çizemiyorum
Çizgilerim küs bana bu aralar, yardım etmiyor ya da edemiyor..
O nedenle bu bir başlangıç, belki yeni bir yol arayışı belki de eskileri geri döndürme çabası
çizemiyorum..
Belki yazarım ha ne dersiniz?
Bu kadar başlangıç konuşması yeter sanırım

Başlayalım artık...